Emel İnce Yıldız

Ekim 27, 2009 - Ayşe Geliyor !!



Demir dolabımın zeminini defter kabıyla kaplıyordum. Aslında kendimi oyalamaya, biraz da yüzümü gizlemeye çalışıyordum. Annemler yeni gitmiş, bir kaç veli kalmıştı sadece. Bunalımımın fonunda, tanışma heyecanı içerisinde çenesi düşmüş kızların sohbet uğultusu vardı. Ağlıyordum ama öyle hıçkıra hıçkıra değil, içimden. Ara sıra bir damla gözyaşı dudaklarıma süzülüyor, ağzımla koparmaya çalıştığım bandı ıslatıyordu. Yapışkanlığı giden o parçayı kullanamıyor, dişlerimle yeni bir parça bant daha kesmeye çalışıyordum. Bir makasım bile yoktu. İsterken sesimin titremesinden, kendimi tutamayıp ağlamaktan korktuğumdan kimseden makas da isteyemedim. Halime acıyor, sonra kızıyor ve kendime küfrediyordum içimden. Küfür dediysem, hakaret aslında. O zamanlar içimden bile pek ağır küfredemiyordum.

Biraz önce babası ile birlikte çarşafımı sermeme yardımcı olan kız, elinde "Leman" yüzünde  bir gülümseme ile yatağında uzanıyordu. Benim altımdaki yatağa yerleşmişti. Huzursuz ya da üzgün görünmüyordu. Heyecanlı bir hali de yoktu. Sanki yıllardır burada gibiydi.  Aklımdan geçenleri farketmişcesine aniden kalkıp  yanıma geldi. "Hadi bırak onu da biraz dolaşalım" dedi kararlı bir sesle. Uzun süredir tanıdığı biriyle konuşur gibi, adımı bile sormadan. "Olur" dedim. Sesim titremedi.  

Bende simli lacivert, üç kemerli ve kemer tokaları kırmızı, yeşil ve sarı olan ceyo marka bir terlik vardı. Onunki de aynı modelin süet kahverengisiydi. Terliklerimizin rengi ve ruh halimiz arasında çarpıcı bir tezatlık vardı. Onunkini de muhtemelen annesi almıştı. 

Merdivelerde, tavrından üst sınıflardan olduğu anlaşılan bir kız "terlikle bahçeye inmek yasak" diyerek geçip gitti yanımızdan. Ben hemen geri dönmeye niyetlendim ama o kız "Salla ya öyle yasak mı olur ?  Hem öyleyse bile bu ilk günün günahı olmaz" dedi. Tıpkı "yasak" diyen kıza itaat ettiğim gibi o kıza da itaat ederek arkasından indim.

Bahçede üst sınıflar, gruplar halinde sohbet ediyordu. Bazıları sarılıyor, grupların hemen hemen hepsinden kahkahalar yükseliyordu. Birbirlerini özledikleri her hallerinden belliydi. Bana çok yabancı bir özlemdi bu. Ben de seneye okula geldiğimde böyle sevinebilecek miydim ? Onlar da ilk gün benim gibi üzgün müydü ?

Biz de volta atıyorduk. O kız canlı hatta neredeyse neşeli  bir ses tonu ile hayat hikayesini anlatıyordu. Şu anda ezbere bildiğim bu hikayenin tamamını o gün mü dinledim, yoksa zaman içinde mi öğrendim emin değilim. O konuştukça hüznümün dağıldığını ve bir süre sonra kendimi daha iyi hissetmeye başladığımı hatırlıyorum.

Bir ara başka "yeni" kızlar da bize katıldı. Sohbet ettik. İlk hafta sonumuz için plan bile yaptık. Bu arada herkes ayaklarımıza bakıyordu. Anlaşılan bahçede terlikle gezmek gerçekten "tehlikeli ve YASAK"tı. Akşam yemeğinden önce odaya çıkıp ayakkabılarımızı giydik. Bu okulda yadırgayacağımız daha nice tabularla  yüzleşecek, çoğuna teslim olacak bazılarını da yıkacaktık.

Yemekten sonra "Kantinden tatlı birşeyler alalım" dedi o kız. Ben yine itaat ettim. O muzlu puding aldı ben de "damak". Üç yıl boyunca vazgeçilmezimiz olacak o sihirli karışımı işte o gün yarattık. Muzlu puding içine kırılmış "damak" çikolata. Mutlu olmaya ihtiyacımız olduğu  zamanlarda bu seratonin şoku imdadımıza yetişti hep. Diğer yandan, aradan geçen onca seneye rağmen hala vücudumu terketmeyen bir kısım kendini bilmez yağlarımı da yine bu karışıma borçlu olduğumu düşünüyorum.

O akşam yatağıma girdiğimde, bu okulda kimlerin ailemden gibi özleyeceğim dostlarım olacağını, kimlerin önce isimlerinin sonra da simalarının hayatımdan silinip gideceğini hiç bilmiyordum. O kız hariç. O -çatlak- kızın hayatımda önemli bir yeri olacağınından o gün bile emindim. 

Üniversitede de ayırmadı hayat bizi birbirimizden. O kızı, hatta artık o kadını yarın 3.30'da havaalanından alıyorum. Beş günlük istanbul planımız, biletlerimiz ve rezervasyonlarımız bile hazır.

Size de planlarken bile mutlu olacağınız beş günler ve o kız gibi, ayşe gibi, ailenizmiş gibi özleyeceğiniz dostlar diliyorum.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Ekim 12, 2009 - Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar !

Şu anda Hırvatistan'da balayında olan Çiğdem'in kına gecesi/bekarlığa vedasından izlenimler;

* Kendi kınam da dahil hiç bu kadar çok kına yakmamıştım. Avcumu saklıycam diye canım çıktı bir haftadır. Alkol tüm kötülüklerin anasıdır.

*Keyifli ve masum bir bekarlığa veda/kına gecesi organizasyonuydu. Benim bekarlığa vedamda hepimiz revücü kızlar gibiydik.  Ben neden böyleyim ? Dünya neden yuvarlak ? Babam böyle pasta yapmayı nerden öğrendi ?

* Galata meyhanesi bu tür organizasyonlar için de çok uygun alaturka bir mekan olarak değerlendirildi ve beğenildi. Mezeleri de çok lezzetliydi.

*Mekanda ikinci bi bekarlığa veda grubu daha vardı. O grubun gelininin yaşı biraz geçkinceydi. Masalarında gelinin son anda yırtmış olmasının bastırılamaz sevinci hakimdi. Gelinin Şakira kemeri bile vardı. O derece.

O değil de, Çiğdemin çooooook mutlu bir evliliği olsun. Bulaşıkları hep kocası yıkasın. Ütüyü kaynanası, yemekleri annesi yapsın. Kapıcısı çöpleri vaktinde alsın. Kocası en az ayda bir çiçek yollasın, başka güzel süprizler de yapsın.  Hepsi sağlıklı bir sürü çocuğu olsun. Çocuklarını  amerikada doğursun, özel okullarda okutsun. Rus ve Ukraynalı olmayan yardımcıları olsun. Ya da ne biliyim, herşey gönlünce olsun...
Hoptiri li lay liii, lay lay lilay loom...

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Ekim 6, 2009 - Selin'le Haftasonu...


Cumartesi akşam yemeğine üç güzel misafirimiz vardı. Anne babaları düğüne gittiği için yavrular bizde yatıya kaldı. Birlikte çok güzel bir hafta sonu geçirdik. Selin bizimle yattı, gece boyunca bana sarılıp Murat'ı tekmeledi. Sabaha kadar saçımı oynadı. Sabah "çişim geldi" diye uyandırdı. Bu çişş seansından sonra ben tekrar uyuyamadım. Murat'la Selin'i yatakda bırakıp krepli, patatesli omletli gerçek bir pazar kahvaltısı hazırlamaya başladım.
 

Daha önce çamaşır astım ve bulaşık makinesini boşattım.
Ben kalktığımda Gizem uyanmış çizgi film seyrediyordu. Yumurta, patates ve meyve suyu için büfeye sipariş verdim. Mutfağımda böyle temel besin maddelerinin bile bulunmaması da çok grur kırıcı bu arada. Sonra "nutellasız krep" olmaz isyanı üzerine nutella ve ekmek için yarım saat sonra ikinci kez sipariş vermek zorunda kaldım. Buradan Soyak Şelale Büfe çalışanlarına, gösderdikleri sabır ve anlayış için ayrıca teşekkür ederim.

Kahvaltıdan sonra, Selin'i parka götürdüm. Yağmur başladığı için parkın yanındaki kapalı oyun alanına sığındık. Burada da bir çocuğun doğum günü organizasyonu için hazırlıklar vardı. Çocuğun babası bizi de davetlilerden sanıp  "aa erken gelmişsiniz, gelin yardım edin bari süslemeye" dedi. İkinci kısmı söylemese çaktırmadan partiye katılacaktık ama süsleme işlerine hiç bulaşmak istemediğimden olayla ilgimiz olmadığını açıklamak zorunda kaldım.


Buradaki oyuncaklar açık alandakiler kadar büyük ve eğlenceli olmadığı için çabuk sıkıldı. Sonra birlikte markete gittik. Buarada Selin Hanım'ın kendisini taşıdığımız yetmiyormuş gibi iki bebeğini de yanımızda gezdirdik. Öğleden sonra yapacağımız pasta börekler için gerekli malzemeleri ve dergilerimizi aldık. (Dergilerin pasta börek olayıyla hiçbir ilgisi yok, alışveriş ve kadın dergileri). 





Kısa bir dergi keyfinden sonra kızlarla prenses kek ve puaça yaptık. Sonra bunların gece hayatına düşkün (!) ebeveynleri geldi 5 çayına. Haftasonu çocuklarımız, babannelerini ziyarete gitmek üzere ayrıldı evimizden.



Biz de Fener maçı ile haftasonu tamamladık. Keşke hergün haftasonu olsa.

Hoşçakalın !
Foto1-2: Selin'e bi HalleY oluo...
Foto3-4: Uyuyo numarası yapamayan Selin...
Foto5: O biiir KEyif insanı (çizgi film izliyor)
Foto6-7-8-9: Gezenti Selin
Foto10: ve Selin'i solucan yer !
Foto11: ve Bunu yaptığına pişman olur...
Prenses 12: Prenses Muffinlerimizden geriye kalan... (ki onlarıda bugün ofisde yedik)
Foro13: Peynirli Poaçalarımız (sıcak sıcak)




Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Ekim 1, 2009 - Biri doğmuş, biri yokmuş...

Sen bizim bilgisayarımız bozulunca ilk aradığımızsın. Sen bizim downloadcumuz, fotoğrafcımız, edebiyatcımız, yeni teknolojileri danıştığımızsın.

Sonra, entirlerine hasta olduğumuz, en güzel düğün hediyelerimizden birini aldığımızsın.

Sen ailemizin fotoğrafcısı, tasarımlarını beğendiğimiz, her türlü sosyal ağdan takip ettiğimizsin. 


Sen en iyi cheesburgerleri elinden yediğimizsin.

Annenler yazlığa gittiğinde evinizde içtiğimizsin. Salı günü "süüprizzzz !!" yaptığımız, cuma (yani bugün) organize bi şekilde eğleneceğimizsin.

O zamaaaannn; bir, ki, üç, hep berebar;

pastaların çok güzeeeeeel
mumları hep ışıl ışıııııl
kalbimizden gönlümüzden mutlu yıllar saa naaa
iykiiii doğdun olgaaaç
iykiiii doğdun olgaaaaç
iykiiii doğdun, iykiiiii doğdun,
Mutlu yıllaar saaa naaaaa ...

Not: Süpriz parti organizasyonunun sevgili ev sahibesi Asloş'a teşkkürler.

Partiye askerlik fotosu şeklinde (bknz: yandaki foto) katılım gösteren Batu'ya açık asker mektubu;

Sevgili Batuşşşşş,
Nasılsın jnm ? Biz iyiyiz. Murat benimle evlendiği için çok mutlu tahmin edeceğin gibi. Nazlıyla düzenli olarak görüşemesek de geceleri barlarda falan karşıyor hasret gideriyoruz işte. Olgaç akrostişe başladı. Şimdi Fikret Amca için bir tane yazıyor. Hiçbirşey sensiz eski tadında değil tabi. Seni çok özlüyoruz ve biraraya geldiğimizde gözlerimiz hep seni arıyor. Mesela Olgin'in doğum gününde senin fotolarını koyduk etrafa. Seni birazcık da olsa yanımızda hissedebilmek için. Hatta Fikret Amca fotonu olgaçla öpüştürdü  (doğum gününü kutluyormuşsun gibi sanki). Yani yokluğundan hepimiz etkileniyoruz az çok. Sen nasılsın oralarda ? Seraya vermişler seni ziraat mühendisisin diye. Öğrenmenin yaşı yoktur Batucum. Bunun da üstesinde gelirsin sen. Sana nacizane tavsiyem, konuşurken isim vermemeye çalış. Parmağınla falan göster gerekirse (bknz:börülce-böğütlen).Bi aksilik olmazsa haftaya Pazar'a yanındayız. Kendine iyi bak.

Not: Asker tıraşlı halinin, özllikle yıllardır kirli sakallar ardında kendini bizdne gizleyen gıdığının çok hoşuma gittiğini söylemiş miydim ??


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Eylül 29, 2009 - İstanbul'da Sonbahar...



Uzun süredir görüşemediğim arkadaşlarımla geçtiğimiz haftasonu İstanbul'da buluştuk. Buluştuk da ne mi yaptık ? Çok çok ve saçma sapan güldük. Gezdik, çılgınlar gibi dans ettik, alışveriş yaptık, güzel yemekler yedik, kendimizi kaybedene kadar içtik. İstanbul dışındakilerimizi İstanbul'a taşındırmak (!) için planlar yaptık, daha sık görüşmek için söz verdik, sonbahar bitmeden kapadakyaya gitme kararı aldık. Eski fotolara baktık, yeni fotolar çektik. Aşktan (sadece kızlar), işten, hayattan, eskilerden ve yenilerden konuştuk. Ayrılırken sarıldık, hüzünlendik ... Buna da şükrettik...

Cuma:
Asmalımescitte 1-2 tur attıktan sonra Nevizade de bira keyfi. Sanat'da vodka. Gece Hilmi'de konaklama.

Cumartesi: Bebek'de kahvaltı keyfi üzeri xxx'de  türk kahvesi. Nişantaşında alışveriş. Midpoint'de yemek.  Bir saatlik ev istirahati üzerine Cevahir'de alışveriş çılgınlığına devam. Gece Frame. Konaklama: Hilmi'nin evi.

Pazar: Bebek'de kahvaltı keyfi. Bizim evde türk kahvesi ve lokum.

Dip Not: Üniversiteyi özlüyorum (evet hala, ne var ??!)
Daha Dip Not: Sanki İstanbul'a alışıyorum ...
En Dip Not: Bu güzel haftasonu için arkadaşlarıma, sevgilime ve İstanbul'a çok teşekkür ediyorum (:
Foto: Pazar Sabahı, kahvaltı edilen mekanın manzarası...

DUDAK PAYI

 

Çay bardağında

Bırakılan dudak payı

Kadar bile

Uzak kalamam

Gözlerine

 

Yakın olsun isterim

Ellerime ellerin

Yanındaki beton binaya

Yaslanması gibi

Köhne bir evin

 

Seni bir çivi

Gibi çaktım

Çünkü beynime

Ve toplayıp

Bütün kerpetenleri

Attım denize

Sunay AKIN

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Eylül 24, 2009 - Bizim Evin Halleri

Bayram tatili biraz yorucuydu bu kez. Vaktin çoğu yolda geçti. Kısa tatillerde eve gitmeme kararı aldım ben de. Aslında ablamların yavruları büymeden eve gitmeme kararı alsam daha iyi sanki.  Gürültüydü yoldu derken  uzun süre kendime gelemiyeceğim sanırım.

Tatilden kısa kısa;

Ünlem Karaman garının içindeki yüksek bekleme salonunu (yandaki mekan) yıllardan sonra ilk kez gördüm. Ben küçükken hep orada beklemek isterdim. Annem hiç izin vermezdi. Bu da böyle bir anımdır.

Ünlem Evde yediğim anne yemeklerine doyamayıp bir kısmını da yanımda getirdim.
Ünlem Evdeki kalabalık nedeniyle Ben ve Murat gece ablamda kaldık. Çok güzel ağırlandık. Her  gece Nescafe içtik. Herkesten çok uyuduk. Sabahları "Kahvaltı hazır aşağıya bekliyoruz" telefonlarıyla uyandırıldık. (Foto: ablamda kahve keyfi)

Ünlem Birinci bayram günü amcamı ziyarete Kasaba'ya (Karaman'ın bir ilçesi, asıl adı Kazımkarabekir (Ama Karaman'da kasaba olarak anılır (Aslında adı gaferiyatmıymış neymiş (Kazım Karabekir Paşa buralı olduğu için bilmem ne zaman ismi bu şekilde değiştirilmiş (Bu arada benim de memleketimdir kendisi (yine birsürü gereksiz bilgi için bir sürü gereksi parantez açtım ! ( ünlemden de anlaşıldığı üzere burada çok fena kızıyorum kendime ))))))  gittik. Uzun yıllardan sonra babannemin evinin içinde buşunduğu amcamların arka bahçesini ziyaret ettim. Bu bahçe bana küçükken çok büyük gibi gelirdi. Bir uçtan bir uca koş koş bitmezdi. Küçükmüş aslında. O sırada yanımda olan Elmas'la (Amcam'ın torunu (tahmini 9-10 yaşlarında)) bu tespitimi paylaştım. O da "zaten büyük ki" dedi. Belki de babannemin bahçesi küçüklere büyük görünen sihirli bir bahçedir.

Foto: Babannemin Bahçesi

Ünlem Güneş (ortanca ablamın en küçük kızı (tahmini 1.5 yaşında) filmlerdeki taşdevri insanları gibi konuşuyor. Çözebildiklerim;

"Ben GUneş"
- merhaba, ismim Güneş-

"Teydecim cici"
-teyzecim sen çok şahane bir insansın-



Foto: Güneş

"Teydecim KAKA"
 - teyzecim sana ayar oldum - (sinirli olduğu halde "teyzecimden" asla taviz vermiyor, bu çocuğun bu yönünü çok taktir ediyorum-

"Baba Gok (yok)"
- babam nerde anne ?-

"goggo"
- rocco şeker istiyorum-

"barbi bebek, annem gok, babam gok"
Bu da güneşin bestesi. Kendisi neşeli ve tempolu sözlese de sözler biraz hüzünlü sanki, bu da şarkıyı arabesk yapar bence (Allam 1.5 yaşında arabest-fantezi türünde beste yapan bir yiğenim var))

Ünlem İkea kutularını ailece monte ettik. Çok eğlendik. (Foto: adrese teslim Gökay)






Ünlem Ablamlarla 100. Geleneksel batırık partimizi yaptık. İçine yoldan aldığımız cevizlerden koyduk. (Foto: partiden kalan batırık ve garnitürler)


Günün Özzlü Sözü/sÖzleri:

Umutla yolculuk etmek, gidilecek yere varmaktan çok daha güzeldir.

Robert Louis Stevenson

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Eylül 18, 2009 - Benim de artık bir iphone'um var ! (Hem de Beyaaaaz)



Gün içerisindeki yoğunluk nedeniyle henüz register ettiğim iphone'um şu anda ekranını karartmış ve bir bebek gibi uyuyor. Artık istediğim kadar  fotoğraf çekip yazılarımı daha anlamlı fotolarla renklendirebileceğim. Bu arada bu yazıyı bayram tebrikleri arasında zar zor yazıyorum (şirket içi bayramlaşmaları, divandan gelen lokumu, Mehmet Ali  Bey'in bayram tebriği denemelerini ve bayram avansını çok seviyorum). Hoşçakalın.

Resim: Iphonumla çektiğim ilk fotoğraf.


Günün Özlü Sözü/SÖzleRi:


“Bu dahil bütün genellemeler yanlıştır”

F.NİETZSCHE

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Eylül 17, 2009 - Perşembe


Cuma'ya yakın olduğu için ben de kendime yakın bulurum Perşembe'yi. Bu hafta Cuma annemin yanına gidiyorum. o yüzden bu cuma daha güzel bir cuma ve  bugün daha güzel bir Perşembe. Dün  ablamla aramızda şöyle bir telefon konuşması geçti:

Ben: Gökay'ın ilk okul günü nasıldı ?
(Gökay bu sene ilkokula başladı (Gökay ablam'ın yavrusu (böyle diyince kedi yavrusu gibi oluyor ya ben çok seviyorum öyle olunca (ne kadar çok ve gereksiz parantez açtım (iç içe parantez açılabiliyor muydu türkçede?)kapatıyorum))))
Ablam: Önlüğünü yırttmış.
Ben: Ne! Nasıl ? (Kopuyorum burda)
Ablam: Bütün gün  oğlum ilerde ne  olacak hayalleri kurdum. Uzman Doktor ? Savcı ? Yüksek Mühendis ? (Buraya dikkat ! pratisyen hekim, avukat ya da mühendis değil ) Ama oğlum ilk günden hayallerimi yıktı, hiç bişey olmaz bundan. Zibidi olur bu.
Ben: (İptal) Kızmasaydın, alırız bi önlük daha...
Ablam: Ben 2 tane almıştım zaten (gülüyor) , tanıyorum oğlumu zaten neden şaşırıyorsam. 3 tane alacaktım hatta ama  Zeynel'le (eniştem) annem dalga geçti 3 önlük alınır mı die, al işte gitti bile biri...

Diğer ablalarım (Antalya ve Ankaradaki) da orada olacak  (bende bunlardan çok var). Annem babam, ablalarım, enişteler ve yavruları. Bir ay bile olmadı sanırım ama hepsini çok özledim. Bunların yavrularına (bunlardan da çok var bende) hediyeler aldım . Ben hediye almayı çok severim. Merve'nin anlatımıyla "aldığı hediyeyi verirken kendi açmak isteyecek kadar heyecanlanan" o insanlardanım. Yarın da ablaların geleneksel ikea siperişlerini alıcam. HEr ilde bir ikea açılsın istiyorum artık. Ya da en azından ikea da avon gibi distribitörlük falan versin. Ben de alayım, ablamlara satayım, çok kazanayım.   

Ben ve kocaman ailem yine bir bayramda hep birlikte olacağımız içün çok mutluyum... İyi bayramlar...

Günün ÖzzLÜ Sözü/sÖzleri:

"Bütün mutlu aileler birbirlerine benzerler, her mutsuz ailenin ise kendine özgü bir mutsuzluğu vardır" 

TOLSTOY

"Evinize gitmediğiniz zamanlarda, nerede olduğunuzu merak eden birinin olması, çok eski bir insani gereksinimdir"

MARGARET 

 


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Eylül 15, 2009 - Concrete Goal Tracker

Kategori: Gordun mu


Ben çocukken günlük haftalık aylık çalışma planları yapmayı çok severdim ( Mutlu ). O kadar ki, bazen planı hazırlamam ders çalışmamdan daha uzun sürerdi ( Gözler ).  Bu planları hazırlarken renkli kalemler kullanır, bazen dergiden kestiğim resimleri yapıştırırdığım bile olurdu ( Kaş çatmış ).  

Bugün bile bir şey yapmaya başlamadan önce yazılı çizili planlar yapmayı çok seviyorum. Bu planlar çocukluğumdakiler kadar rüküş olmasa da çok resmi olduklarını da söyleyemem. Geçen hafta d&r'dan yaptığım yıllık "kalem" alışverişime hatırısayılır bir para ödedim mesela ( Ünlem )  .

İşte ben böyle kendi çapımda bir şeyler yaparken, bundan yaklaşık 2 sene önce, David Seah ile tanıştım. Çok sevindim ( Holey ).  Çünkü kendim uğraşmayı bırakıp David'in hazırladığı profesyonel formları kullanmaya başladım. David bir grafik tasaramcı olduğu için formlarına profesyonel diyebilirim heralde ( Sasirmis )
.  

Şimdi bu grafiker David Seah printable ceo series adı altında bir dizi renkli form hazırlamış ve üstelik ücretsiz olarak paylaşıyor.
Web sayfasında bu serinin nasıl başladığı ve isminin neden ceo series olduğunu da anlatıyor (şu kadarını söyleyeyim ki ismi sizi yanıltmasın,  ceolar  için fln hazırlanmamış). Bu dizide gün planlama, proje takibi, acil iş planlama gibi farklı farklı amaçlar için tasarlanmış farklı farklı formlar var.  Kullanım amacı ne olursa olsun formların tarzına bayılıyorum.

Kullanım amacını göz önünde bulundurursak favorim
"Concrete Goals Tracker".  Üstelik bu formu bir miktar kişiselleştirmek de mümkün (bknz: standard editable form). Bu form ile bir kez günlük işlerinize önemine göre ağırlık veriyorsunuz  sonra o işi gün içerisinde kaç kez yaptığınızı işaretliyorsunuz. Gün sonunda hangi ağırlıktaki işten kaç kez yaptığınıza göre o gün için kaç puanlık iş çıkardığınızı hesaplıyorsunuz. 


Peki bu değerlendirmenin bana ne faydası var diye düşünebilirsiniz ( SasirmisSoru ) "Bu gün bişi yapmamışım ben, yarın çok çalışıyım bari ( Utanmis )" ve "Ay ne kadar çalışmışım aferin bana, gidip bi çay içiyim şimdi o zmn ( Kaş çatmış )" gibi önemli karalar alabilirsiniz. "Ben çok puanlık iş yaptığım gün anlarım zaten" demeyin. Çünkü yoğunluğunuzu değil,  kolay anlaşılamayan kaydadeğer yoğunluğunuzu ölçmenizi sağlıyor.

Ben bu formların "elektronikleşmiş" ofis hayatına biraz notalji ve renk katacağını ve performansınızı arttıracağını düşünüyorum. Böylesine uzun bir yazı yazmış, faydalı linkler vermiş ve ikna edici açıklamalar yapmış olmama rağmen size hala saçma geliyor olabilir ( Sinirli  )  Kimlerine saçma gelir çünkü böyle şeyler. Bana gelmez. O nedenle ısrarcı olmadan önermek isterim ve bol puanlı keyifli bir hafta dilerim .


 

Günün ÖZZlü Sözü/Sözleri

"Akıllı adam aklını kullanır. Daha akıllı adam başkalarının da aklını kullanır"
Bernard SHAW

"Metodu olan topal, metotsuz koşandan daha çabuk ilerler"
Francis BACON


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Evin en küçüğü olmam dolyısyla ispiyoncuyum, temblim ve dağnığım. Sakızlı muhallebiyi, karpuz kollu elbiseleri, twoandahalfman'i, Fikret Kuşkanı ve heyecanla anlatılan hikayenin başında "bunu daha önce anlatmıştın" demeyi çok sewerim. 3 sene anaokuluna gittim, süper yıllardı. Patates baskısı, öğle uykusu, hamurdan zamazingo yapımı derken yıllar geçip gitti. Öğrenim hayatım daha az eğlenceli olan, anadolu lisesi, fen lisesi ve ODTÜ ile devam etti. Şu anda bilişim sektöründe çalışıyorum. Evliyim.

Kategoriler

Arkadaşlarım

Blogcu Yardım