Ocak 29, 2010 - B-Day

Ben bir doğum günü yazısı yazamayacak mıyım ya !? Neden blogcu bana bunu yapıyor ? Neden yazımı kısa bir süre içerisinde tamamlamamı bekliyor da yazamayınca beni cezalandırıyor ? Neyse, yakında kendisinden kurtulacağım için blogcuyla blogcu olmuyorum.
Dün beni 27. doğum günümdü. 27 yaşındayım artık. Hayır 28'inden falan gün almış değilim. Her doğum gününde aynı yaş hesabı sorunsalı. Ben bu konuda "yeni doğmuş çocuğa 1 yaşında mı diyorsun ?" yaklaşımını ve "yaş=bulunduğun yıl-doğduğun yıl" denklemini destekliyoum. Tamam 27 bu hesaplara kafayı takıp çirkinleşmeyi gerektirecek bir yaş değil ama sınıra da az kaldı hani (bknz:30)
İlk iki yazı denememde doğum günlerimin hep sömestir tatiline denk gelmesi ile ilgili çocukluk anılarımdan bahsetmiştim ama üçüncü kez yazamıyacağım artık. Siz hayal edin işte. Okulda doğumgünü yapamamak, hediyeleri toplayamamakla ilgili (Yaz çocukları bu durumu iyi bilir ki onlar en azından fırfır etekli, t-shirtlü açık ahava doğum günü partileri yapabilmiş yaz çocuğuydular. Hem kış çocuğu olup hem de yaz çocuklarının yegane mağduriyetini paylaşıyor olmak nasıl bir kader. Yani kaderdi. Allahtan okul bitti de tatil fln kalmadı. Böyle söyleyince de sinir bozucu oldu biraz. Hayır anlamadığım bazen ilk gününe bazen son gününe denk geldiği oldu ama nasıl oldu da 2 haftalık tatil hiç sekmeden hep 28 ocağı aldı içine. Buradan Milli Eğitim Bakanlığına sesleniyorum. Benim doğum günüme göre mi yapıyor sunuz arkadaş eğitim takvimini ? Bu istikrar niye ? (Bu arada parantez ayağına gayet de anlattım 3. kez))
Bu doğumgünümde bir karar aldım. Artık hayatımdan "keşke"leri çıkarıyorum. Hep "iyi ki" diyeceğim mesela "iyi ki zengin olsaydım" ((((:
Kendi doğumgünümü kutlamak gübü olmasın ama iyi ki doğmuşum hani... Ben tam kendime göreyim ;)
Öperim
|
|
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Ocak 25, 2010 - Kar
Yazın neyse de kışın aile olmak çok önemli... Aile derken, aile gibi arkadaşlar da olabilir, evinizdeki malzemeleri değerlendirin işte. Yazın zaten limonata tadındadır hayat, kiminle olsa geçer günler. Ama kışın öyle mi. (burada soru işaretimi ünlem mi kullanılır bilemedim, nokta iyidir diye düşündüm). Çalışması ayrı ulaşımı ayrı zor. Üşürsün, ıslanırsın, erken akşam olur vs... Boş vakitlerinde bile yapabileceğin şeyler çok kısıtlıdır (Bİr de kış çocukları kışı sever derler, yalan). O nedenle dostlar, siz siz olun kışlık dostlar edinin, aile ilişkilerinizi yazdan sıcak tutun... Kışın kendinizi eve kapatmak zorunda kaldığınız günlerde, dışarı çıkıp sizinle kartopu oynayacak (ama kartopunu ağzına ağzına atmayacak (malum kartopu kavga çıkartmaya çok müsait bir oyun (en azından ben çok kolay çıkartıyorum))), kardanadam yapacak, ıhlamur yada sıcak şarap içecek (hatta mümkünse yapacak), fırında patetes közleyecek, hamsi ızgara yapacak yani kışa rağmen günlerinizin güzel geçmesini sağlayacak arkadaşlar gerek insana. Ben böyle düşünüyorum/hissediyorum...

İstanbul'a Açık Mektup;
Sevgili İstanbul,
Tüm yurdum insanının İstanbul sevdasına inat benim sana olan duygularım malum. Biliyorum sen de bana bayılmıyorsun. Bazen sıkıcı bile olsa sakin ve risksiz memur şehri Ankaray'ı ve manzarasız Ankara anılarımı seviyorum ben. Son günlerdeki kar yağışı ile bana Ankara'yı yaşatma çabanı taktir etmiyor değilim ama şunu da bilmelisin ki kar en çok Ankaraya yakışır. Kar kaplı ODTÜ çam ormanlarını özellikle hava kararıp yurtlar bölgesinin sarı sokak aydınlatmaları yandığında göreceksin. Tam böyle bir akşamda kütüphaneden yurtlara kadar yürümelisin ( Yalnız bu yürüyüş sırasında 7. yurt sakinlerine dikkat et. (saklandıkları yerden birden fırlayıp sen daha ne olduğunu anlamadan kartopu bombardımanın turtarlar. Yetmezmiş gibi gelip birde kara gömerler (güzelim romantik yürüyüşünün fon müsiği arabeske döner birden, dönerse bana küfretme (bu final bana suavinin bestelediği bir Gülten Akın şiirini hatırlattı (...herşeye rağmen ellerin üşür, üşürse beni unutma.)))) Belki kar kullanımı konusunda sana biraz ilham verebilir.
Selamlar,
Emel
Foto: ODTÜ'De kar manzarası. Ama bahsettiğim anın fotosunu bulamadım.
Günün ÖZlü SÖzü
bu mevsim gelip geçici
bu yağan kar.. yağan kar..
biliyorum ki gelecek yine ilkbahar... ilkbahar...
açacak binbir renk bir çiçek
gökyüzü ve beyaz bulutlar geçecek üstümden
saçlarımda esecek ılık rüzgarlar
ama sen... sen kalacak! kalacaksın içimde..
ama sen.. sen açacak! açacaksın içimde hep !
Cem Adrian
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Ocak 22, 2010 - Broken Embraces...
Sıkı bir Almodovar ve Penelope Cruze hayranı olarak, filme gitmek için herhangi bir olumlu eleştiriye ihtiyaç duymadım. Benim için onların ismi yeterliydi... Sizin için değilse, ben yardımcı olayım. Klasik bir almodovar filmiydi bence. Kendisi en iyi senaryom demiş hatta ama ben o kadarını bilemedim. Ama şu kadarını bildim ki Penelope'nin Vicky, Cristina Barcelona'daki performansı daha iyiydi... Film müzikleri kesinlikle çok güzeldi. Bir internet haber sitesinin tabiriyle İstanbul'u bekleyen "kar-bora-fırtına" günlerini sinema ile değerlendirmek isterseniz, Broken Embraces'e orjinal adıyla Los Abrazos Rotos'a mutlaka gidin.
Dip Not: Bir daha gider miyim diye sordum biraz önce kendime ? Cevap veriyorum; Hayır. Bir daha evde izler miyim diye sorum kendime ? Cevap veriyorum; Hayır. Yine de bir kez de olsa izlenesi bir filmdi. Sinemadan çıkınca kendi hayatına biraz daha farklı baktıracak, gerçek hayata bir süreliğine geri döndürmeyecek cinsten.
Daha dip not: Avrupa filmlerine yabancı okurlar için uyarı ! Bu filmden amerikan yapımı filmlerden alışık olduğunuz sürekleyici bir kurgudur ve aksiyondur beklemeyiniz. Bekliyorsanız gitmeyiniz. Ama penolepe cruze'un memeleri görünüyor haberiniz olsun (:
En dip not: Avrupa filmlerine yabancı olmayanlar için uyarı ! Karakterler böyle ne bileyim, biraz yüzeyseldi sanki. Diğer almodovar filmlerine kıyasla yani... Daha başka şeyler de söylerdim ama spoiler yapmayayım şimdi akşam akşam. Gidin izleyin işte...Ya da siz bilirsiniz, sinema bileti olmuş 15 lira, sonra beğenmezseniz bana küfretmeyin. Olmadı DVDsi çıkınca alırsınız. Ama Avatar'a kesin gidin (: (böyle de saçma bağlarım işte)
Günün ÖZlü Sözü:
El que al cielo escupe,en la cara le cae...
(rüzgara tüküren kendi yüzüne tükürür)
İspanyol Atasözü
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Ekim 27, 2009 - Ayşe Geliyor !!

Demir dolabımın zeminini defter kabıyla kaplıyordum. Aslında kendimi oyalamaya, biraz da yüzümü gizlemeye çalışıyordum. Annemler yeni gitmiş, bir kaç veli kalmıştı sadece. Bunalımımın fonunda, tanışma heyecanı içerisinde çenesi düşmüş kızların sohbet uğultusu vardı. Ağlıyordum ama öyle hıçkıra hıçkıra değil, içimden. Ara sıra bir damla gözyaşı dudaklarıma süzülüyor, ağzımla koparmaya çalıştığım bandı ıslatıyordu. Yapışkanlığı giden o parçayı kullanamıyor, dişlerimle yeni bir parça bant daha kesmeye çalışıyordum. Bir makasım bile yoktu. İsterken sesimin titremesinden, kendimi tutamayıp ağlamaktan korktuğumdan kimseden makas da isteyemedim. Halime acıyor, sonra kızıyor ve kendime küfrediyordum içimden. Küfür dediysem, hakaret aslında. O zamanlar içimden bile pek ağır küfredemiyordum.
Biraz önce babası ile birlikte çarşafımı sermeme yardımcı olan kız, elinde "Leman" yüzünde bir gülümseme ile yatağında uzanıyordu. Benim altımdaki yatağa yerleşmişti. Huzursuz ya da üzgün görünmüyordu. Heyecanlı bir hali de yoktu. Sanki yıllardır burada gibiydi. Aklımdan geçenleri farketmişcesine aniden kalkıp yanıma geldi. "Hadi bırak onu da biraz dolaşalım" dedi kararlı bir sesle. Uzun süredir tanıdığı biriyle konuşur gibi, adımı bile sormadan. "Olur" dedim. Sesim titremedi.
Bende simli lacivert, üç kemerli ve kemer tokaları kırmızı, yeşil ve sarı olan ceyo marka bir terlik vardı. Onunki de aynı modelin süet kahverengisiydi. Terliklerimizin rengi ve ruh halimiz arasında çarpıcı bir tezatlık vardı. Onunkini de muhtemelen annesi almıştı.
Merdivelerde, tavrından üst sınıflardan olduğu anlaşılan bir kız "terlikle bahçeye inmek yasak" diyerek geçip gitti yanımızdan. Ben hemen geri dönmeye niyetlendim ama o kız "Salla ya öyle yasak mı olur ? Hem öyleyse bile bu ilk günün günahı olmaz" dedi. Tıpkı "yasak" diyen kıza itaat ettiğim gibi o kıza da itaat ederek arkasından indim.
Bahçede üst sınıflar, gruplar halinde sohbet ediyordu. Bazıları sarılıyor, grupların hemen hemen hepsinden kahkahalar yükseliyordu. Birbirlerini özledikleri her hallerinden belliydi. Bana çok yabancı bir özlemdi bu. Ben de seneye okula geldiğimde böyle sevinebilecek miydim ? Onlar da ilk gün benim gibi üzgün müydü ?
Biz de volta atıyorduk. O kız canlı hatta neredeyse neşeli bir ses tonu ile hayat hikayesini anlatıyordu. Şu anda ezbere bildiğim bu hikayenin tamamını o gün mü dinledim, yoksa zaman içinde mi öğrendim emin değilim. O konuştukça hüznümün dağıldığını ve bir süre sonra kendimi daha iyi hissetmeye başladığımı hatırlıyorum.
Bir ara başka "yeni" kızlar da bize katıldı. Sohbet ettik. İlk hafta sonumuz için plan bile yaptık. Bu arada herkes ayaklarımıza bakıyordu. Anlaşılan bahçede terlikle gezmek gerçekten "tehlikeli ve YASAK"tı. Akşam yemeğinden önce odaya çıkıp ayakkabılarımızı giydik. Bu okulda yadırgayacağımız daha nice tabularla yüzleşecek, çoğuna teslim olacak bazılarını da yıkacaktık.
Yemekten sonra "Kantinden tatlı birşeyler alalım" dedi o kız. Ben yine itaat ettim. O muzlu puding aldı ben de "damak". Üç yıl boyunca vazgeçilmezimiz olacak o sihirli karışımı işte o gün yarattık. Muzlu puding içine kırılmış "damak" çikolata. Mutlu olmaya ihtiyacımız olduğu zamanlarda bu seratonin şoku imdadımıza yetişti hep. Diğer yandan, aradan geçen onca seneye rağmen hala vücudumu terketmeyen bir kısım kendini bilmez yağlarımı da yine bu karışıma borçlu olduğumu düşünüyorum.
O akşam yatağıma girdiğimde, bu okulda kimlerin ailemden gibi özleyeceğim dostlarım olacağını, kimlerin önce isimlerinin sonra da simalarının hayatımdan silinip gideceğini hiç bilmiyordum. O kız hariç. O -çatlak- kızın hayatımda önemli bir yeri olacağınından o gün bile emindim.
Üniversitede de ayırmadı hayat bizi birbirimizden. O kızı, hatta artık o kadını yarın 3.30'da havaalanından alıyorum. Beş günlük istanbul planımız, biletlerimiz ve rezervasyonlarımız bile hazır.
Size de planlarken bile mutlu olacağınız beş günler ve o kız gibi, ayşe gibi, ailenizmiş gibi özleyeceğiniz dostlar diliyorum.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Ekim 12, 2009 - Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar !
Şu anda Hırvatistan'da balayında olan Çiğdem'in kına gecesi/bekarlığa vedasından izlenimler;
* Kendi kınam da dahil hiç bu kadar çok kına yakmamıştım. Avcumu saklıycam diye canım çıktı bir haftadır. Alkol tüm kötülüklerin anasıdır.
*Keyifli ve masum bir bekarlığa veda/kına gecesi organizasyonuydu. Benim bekarlığa vedamda hepimiz revücü kızlar gibiydik. Ben neden böyleyim ? Dünya neden yuvarlak ? Babam böyle pasta yapmayı nerden öğrendi ?
* Galata meyhanesi bu tür organizasyonlar için de çok uygun alaturka bir mekan olarak değerlendirildi ve beğenildi. Mezeleri de çok lezzetliydi.
*Mekanda ikinci bi bekarlığa veda grubu daha vardı. O grubun gelininin yaşı biraz geçkinceydi. Masalarında gelinin son anda yırtmış olmasının bastırılamaz sevinci hakimdi. Gelinin Şakira kemeri bile vardı. O derece.

O değil de, Çiğdemin çooooook mutlu bir evliliği olsun. Bulaşıkları hep kocası yıkasın. Ütüyü kaynanası, yemekleri annesi yapsın. Kapıcısı çöpleri vaktinde alsın. Kocası en az ayda bir çiçek yollasın, başka güzel süprizler de yapsın. Hepsi sağlıklı bir sürü çocuğu olsun. Çocuklarını amerikada doğursun, özel okullarda okutsun. Rus ve Ukraynalı olmayan yardımcıları olsun. Ya da ne biliyim, herşey gönlünce olsun... Hoptiri li lay liii, lay lay lilay loom...
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Ekim 6, 2009 - Selin'le Haftasonu...
Cumartesi akşam yemeğine üç güzel misafirimiz vardı. Anne babaları düğüne gittiği için yavrular bizde yatıya kaldı. Birlikte çok güzel bir hafta sonu geçirdik. Selin bizimle yattı, gece boyunca bana sarılıp Murat'ı tekmeledi. Sabaha kadar saçımı oynadı. Sabah "çişim geldi" diye uyandırdı. Bu çişş seansından sonra ben tekrar uyuyamadım. Murat'la Selin'i yatakda bırakıp krepli, patatesli omletli gerçek bir pazar kahvaltısı hazırlamaya başladım. 

Daha önce çamaşır astım ve bulaşık makinesini boşattım. Ben kalktığımda Gizem uyanmış çizgi film seyrediyordu. Yumurta, patates ve meyve suyu için büfeye sipariş verdim. Mutfağımda böyle temel besin maddelerinin bile bulunmaması da çok grur kırıcı bu arada. Sonra "nutellasız krep" olmaz isyanı üzerine nutella ve ekmek için yarım saat sonra ikinci kez sipariş vermek zorunda kaldım. Buradan Soyak Şelale Büfe çalışanlarına, gösderdikleri sabır ve anlayış için ayrıca teşekkür ederim.
Kahvaltıdan sonra, Selin'i parka götürdüm. Yağmur başladığı için parkın yanındaki kapalı oyun alanına sığındık. Burada da bir çocuğun doğum günü organizasyonu için hazırlıklar vardı. Çocuğun babası bizi de davetlilerden sanıp "aa erken gelmişsiniz, gelin yardım edin bari süslemeye" dedi. İkinci kısmı söylemese çaktırmadan partiye katılacaktık ama süsleme işlerine hiç bulaşmak istemediğimden olayla ilgimiz olmadığını açıklamak zorunda kaldım.
     Buradaki oyuncaklar açık alandakiler kadar büyük ve eğlenceli olmadığı için çabuk sıkıldı. Sonra birlikte markete gittik. Buarada Selin Hanım'ın kendisini taşıdığımız yetmiyormuş gibi iki bebeğini de yanımızda gezdirdik. Öğleden sonra yapacağımız pasta börekler için gerekli malzemeleri ve dergilerimizi aldık. (Dergilerin pasta börek olayıyla hiçbir ilgisi yok, alışveriş ve kadın dergileri).
 
Kısa bir dergi keyfinden sonra kızlarla prenses kek ve puaça yaptık. Sonra bunların gece hayatına düşkün (!) ebeveynleri geldi 5 çayına. Haftasonu çocuklarımız, babannelerini ziyarete gitmek üzere ayrıldı evimizden.
Biz de Fener maçı ile haftasonu tamamladık. Keşke hergün haftasonu olsa.
Hoşçakalın ! Foto1-2: Selin'e bi HalleY oluo... Foto3-4: Uyuyo numarası yapamayan Selin... Foto5: O biiir KEyif insanı (çizgi film izliyor) Foto6-7-8-9: Gezenti Selin Foto10: ve Selin'i solucan yer ! Foto11: ve Bunu yaptığına pişman olur... Prenses 12: Prenses Muffinlerimizden geriye kalan... (ki onlarıda bugün ofisde yedik) Foro13: Peynirli Poaçalarımız (sıcak sıcak)
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Ekim 1, 2009 - Biri doğmuş, biri yokmuş...
Sen bizim bilgisayarımız bozulunca ilk aradığımızsın. Sen bizim downloadcumuz, fotoğrafcımız, edebiyatcımız, yeni teknolojileri danıştığımızsın.
Sonra, entirlerine hasta olduğumuz, en güzel düğün hediyelerimizden birini aldığımızsın. 
Sen ailemizin fotoğrafcısı, tasarımlarını beğendiğimiz, her türlü sosyal ağdan takip ettiğimizsin.
Sen en iyi cheesburgerleri elinden yediğimizsin.
Annenler yazlığa gittiğinde evinizde içtiğimizsin. Salı günü "süüprizzzz !!" yaptığımız, cuma (yani bugün) organize bi şekilde eğleneceğimizsin.
O zamaaaannn; bir, ki, üç, hep berebar;
pastaların çok güzeeeeeel mumları hep ışıl ışıııııl kalbimizden gönlümüzden mutlu yıllar saa naaa iykiiii doğdun olgaaaç iykiiii doğdun olgaaaaç iykiiii doğdun, iykiiiii doğdun, Mutlu yıllaar saaa naaaaa ...
Not: Süpriz parti organizasyonunun sevgili ev sahibesi Asloş'a teşkkürler.
Partiye askerlik fotosu şeklinde (bknz: yandaki foto) katılım gösteren Batu'ya açık asker mektubu;
Sevgili Batuşşşşş, Nasılsın jnm ? Biz iyiyiz. Murat benimle evlendiği için çok mutlu tahmin edeceğin gibi. Nazlıyla düzenli olarak görüşemesek de geceleri barlarda falan karşıyor hasret gideriyoruz işte. Olgaç akrostişe başladı. Şimdi Fikret Amca için bir tane yazıyor. Hiçbirşey sensiz eski tadında değil tabi. Seni çok özlüyoruz ve biraraya geldiğimizde gözlerimiz hep seni arıyor. Mesela Olgin'in doğum gününde senin fotolarını koyduk etrafa. Seni birazcık da olsa yanımızda hissedebilmek için. Hatta Fikret Amca fotonu olgaçla öpüştürdü (doğum gününü kutluyormuşsun gibi sanki). Yani yokluğundan hepimiz etkileniyoruz az çok. Sen nasılsın oralarda ? Seraya vermişler seni ziraat mühendisisin diye. Öğrenmenin yaşı yoktur Batucum. Bunun da üstesinde gelirsin sen. Sana nacizane tavsiyem, konuşurken isim vermemeye çalış. Parmağınla falan göster gerekirse (bknz:börülce-böğütlen).Bi aksilik olmazsa haftaya Pazar'a yanındayız. Kendine iyi bak.
Not: Asker tıraşlı halinin, özllikle yıllardır kirli sakallar ardında kendini bizdne gizleyen gıdığının çok hoşuma gittiğini söylemiş miydim ??
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
Eylül 29, 2009 - İstanbul'da Sonbahar...

Uzun süredir görüşemediğim arkadaşlarımla geçtiğimiz haftasonu İstanbul'da buluştuk. Buluştuk da ne mi yaptık ? Çok çok ve saçma sapan güldük. Gezdik, çılgınlar gibi dans ettik, alışveriş yaptık, güzel yemekler yedik, kendimizi kaybedene kadar içtik. İstanbul dışındakilerimizi İstanbul'a taşındırmak (!) için planlar yaptık, daha sık görüşmek için söz verdik, sonbahar bitmeden kapadakyaya gitme kararı aldık. Eski fotolara baktık, yeni fotolar çektik. Aşktan (sadece kızlar), işten, hayattan, eskilerden ve yenilerden konuştuk. Ayrılırken sarıldık, hüzünlendik ... Buna da şükrettik...
Cuma: Asmalımescitte 1-2 tur attıktan sonra Nevizade de bira keyfi. Sanat'da vodka. Gece Hilmi'de konaklama.
Cumartesi: Bebek'de kahvaltı keyfi üzeri xxx'de türk kahvesi. Nişantaşında alışveriş. Midpoint'de yemek. Bir saatlik ev istirahati üzerine Cevahir'de alışveriş çılgınlığına devam. Gece Frame. Konaklama: Hilmi'nin evi.
Pazar: Bebek'de kahvaltı keyfi. Bizim evde türk kahvesi ve lokum.
Dip Not: Üniversiteyi özlüyorum (evet hala, ne var ??!) Daha Dip Not: Sanki İstanbul'a alışıyorum ... En Dip Not: Bu güzel haftasonu için arkadaşlarıma, sevgilime ve İstanbul'a çok teşekkür ediyorum (: Foto: Pazar Sabahı, kahvaltı edilen mekanın manzarası...
DUDAK PAYI Çay bardağında Bırakılan dudak payı Kadar bile Uzak kalamam Gözlerine Yakın olsun isterim Ellerime ellerin Yanındaki beton binaya Yaslanması gibi Köhne bir evin Seni bir çivi Gibi çaktım Çünkü beynime Ve toplayıp Bütün kerpetenleri Attım denize
Sunay AKIN
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
1983 yılında Karaman'da doğdum. 4 kız kardeşten en küçüğüyüm. Evin en küçüğü olmam dolayısıyla ispiyoncuyum, bencilim, tembelim ve dağınığım. Sakızlı muhallebiyi, karpuz kollu elbiseleri, two and a half man'i, how I met your mother'ı, Fikret Kuşkanı ve Haluk Bilgineri çok sewerim. 3 sene anaokuluna gittim, süper yıllardı. Öğle uykusu, patetes baskısı, hamurdan zamazingo yapımı derken yıllar geçip gitti. Ardından daha az eğlenceli olan okullar okudum. Şu anda bilişim sektöründe çalışıyorum. Evliyim.
Kategoriler
Arkadaşlarım
• Blogcu Yardım
|